Açılır Menü
HadisAraBul.com
Son Eklenen 100 Hadis
Ravilerine Göre Hadisler
Hadislerde Arama Yap
Arama Sonuçları
p bir
Hızlı Erişim Linki:
https://www.hadisarabul.com/hadisbul/31477-p-bir/1300
No
Hadis Metni
Kaynak
14280
<
p
>Abdullah İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan nakledildiğine göre şöyle demiştir:
p
> <
p
>
bir
gün Hz.
p
eygamber’in terkisinde bulunuyordum. Bana:
p
> <
p
>“Yavrucuğum, sana bazı kaideler öğreteyim” dedi ve şöyle buyurdu: “Allah’ın buyruklarını gözet ki, Allah da seni gözeti
p
korusun. Allah’ın (rızâsını) her işte önde tut, Allah’ı önünde bulursun.
bir
şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen, Allah’tan dile! Ve bil ki, bütün
bir
ümmet to
p
lanı
p
sana fayda temin etmeye çalışsalar, ancak Allah’ın senin için takdir ettiği faydayı temin edebilirler. Yine eğer bütün ümmet, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allah’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler. Çünkü artık kaderi yazan kalem yazmaz olmuş, yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşmiştir. (Bundan sonra takdirde herhangi
bir
değişiklik söz konusu değildir.) Tirmizî, Kıyâmet 59
p
> <
p
>Tirmizî dışında
bir
rivayette de (Ahmed İbni Hanbel, Müsned, I, 307) şöyle buyurulmaktadır: “Allah’ın emir ve yasaklarını gözet, O’nu önünde bulursun. Bolluk içindeyken (emirlerine bağlı kalmakla) sen Allah’ı tanı ki O da darlığa düşünce (kurtarmak suretiyle) seni tanısın. Bil ki senin hakkında yazılmamış olan şey başına gelmez. Sana takdir edilen de seni atlayı
p
(başkalarına) gitmez. Bil ki zafer sabırla, sevinç üzüntüyle, kolaylık da zorlukla
bir
liktedir.”
p
>
Tirmizî, Kıyâmet 59
14281
<
p
>Enes İbni Mâlik radıyallahu anh şöyle dedi:
p
> <
p
>“Siz kıl kadar bile önemsemediğiniz
bir
takım işler ya
p
ıyorsunuz ki, biz onları, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem zamanında helâk edici büyük hatalardan sayardık.”
p
>
Buhârî, Rikak 32
14283
<
p
>Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre kendisi, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğunu işitmiştir:
p
> <
p
>“İsrâil oğulları arasında
bir
i ala tenli (abraş),
bir
i kel,
bir
i de kör üç kişi vardı. Allah Teâlâ onları sınamak istedi ve kendilerine
bir
melek gönderdi.
p
> <
p
>Melek ala tenliye geldi:
p
> En çok istediğin şey nedir? dedi. Ala tenli: Güzel (
bir
) renk, güzel (
bir
) ten ve insanların iğrendiği şu halin benden giderilmesi, dedi. Melek onu sıvazladı ve ala tenlilik gitti, rengi güzelleşti. Melek bu defa: En çok sahi
p
olmak istediğin mal nedir? dedi. Adam: Deve (yahut da sığır)dır, dedi. Ona on aylık gebe
bir
deve verildi. Melek: Allah sana bu deveyi bereketli kılsın! diye dua etti. <
p
>Sonra kele gelerek:
p
> En çok istediğin şey nedir? dedi. Kel: Güzel (
bir
) saç ve insanları benden uzaklaştıran şu kelliğin giderilmesi dedi. Melek onu sıvazladı, kelliği kayboldu. Kendisine gür ve güzel (
bir
) saç verildi. Melek sordu: En çok sahi
p
olmak istediğin mal nedir? Adam: Sığır… dedi. Ona da gebe
bir
inek verildi. Melek: Allah sana bunu bereketli kılsın! diye dua ettikten sonra körün yanına geldi ve : En çok istediğin şey nedir? dedi. Kör: Allah’ın gözlerimi iâde etmesini ve insanları görmeyi çok istiyorum, dedi. Melek (onun gözlerini) sıvazladı. Allah onun gözlerini iâde etti. Bu defa Melek: En çok sahi
p
olmak istediğin şey nedir? dedi. O da: Koyun… dedi. Bunun üzerine ona döl veren
bir
gebe koyun verildi. <
p
>Deve ve sığır yavruladı, koyun kuzuladı. Neticede
bir
inin vâdi dolusu develeri, diğerinin vâdi dolusu sığırı, ötekinin de
bir
vâdi dolusu koyun sürüsü oldu.
p
> <
p
>Daha sonra melek ala tenliye, eski kılığında geldi ve:
p
> Fakirim, yoluma devam edecek imkânım yok. Gitmek istediğim yere önce Allah sonra senin yardımın sâyesinde ulaşabilirim. Rengini ve cildini güzelleştiren Allah aşkına senden yolculuğumu tamamlayabileceğim
bir
deve istiyorum, dedi. <
p
>Adam:
p
> Mal verilecek yer çoook, dedi. Melek: Ben seni tanıyor gibiyim. Sen insanların kendisinden iğrendikleri, fakirken Allah’ın zengin ettiği abraş değil misin? dedi. Adam: Bana bu mal atalarımdan miras kaldı, dedi. Melek: Eğer yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin, dedi. <
p
>Sonra melek, eski kılığına giri
p
kelin yanına geldi. Ona da abraşa söylediklerini söyledi. Kel de abraş gibi ceva
p
verdi. Melek ona da:
p
> Yalan söylüyorsan, Allah seni eski haline çevirsin! dedi. <
p
>Körün kılığına giri
p
bu defa da onun yanına gitti ve:
p
> Fakir ve yolcuyum. Yoluma devam edecek imkânım kalmadı. Bugün önce Allah’ın sonra senin sâyende yoluma devam edebileceğim. Sana gözlerini geri veren Allah aşkına senden
bir
koyun istiyorum ki, onunla yoluma devam edebileyim, dedi. Bunun üzerine (eski) kör: Ben gerçekten kördüm. Allah gözlerimi iâde etti. İstediğini al, istediğini bırak. Allah’a yemin ederim ki, bugün alacağın hiç
bir
şeyde sana zorluk çıkarmayacağım, dedi. Melek: <
p
>Malın senin olsun. Bu sizin için
bir
imtihandı. Allah senden razı oldu, arkadaşlarına gaza
p
etti, cevabını verdi (ve oradan ayrıldı).
p
>
Buhârî, Enbiyâ 51; Müslim, Zühd 10
14290
<
p
>Ebû Tarîf Adî İbni Hâtim et-Tâî radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim demiştir:
p
> <
p
>“
bir
şeyi ya
p
mak veya ya
p
mamak üzere yemin eden, sonra da (yemininin) zıddını takvâya daha uygun bulan kimse, (yemininden vazgeçi
p
) takvâya yönelsin!”
p
>
Müslim, Eymân 15
14292
<
p
>Abdullah İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
p
> <
p
>“(Geçmiş) ümmetler bana gösterildi.
p
eygamber gördüm, yanında üçbeş kişilik küçük
bir
gru
p
vardı.
p
eygamber gördüm, yanında
bir
iki kişi bulunuyordu. Ve
p
eygamber gördüm, yanında kimsecikler yoktu. Bu arada önüme büyük
bir
kalabalık çıktı. Kendi ümmetim sandım. Bana ‘Bunlar Mûsâ’nın ümmetidir, sen ufka bak!’ dediler. Baktım; (çok) büyük
bir
karaltı. ‘İşte bunlar senin ümmetindir. İçlerinden hesa
p
sız-azabsız cennete girecek yetmiş bin kişi vardır’ dediler.”
p
> <
p
>(İbni Abbas diyor ki) Söz buraya gelince
p
eygamber aleyhisselâm kalkı
p
evine gitti. Oradaki sahâbîler bu hesa
p
sız-azabsız cennete girecek yetmiş bin kişinin kimler olabileceği hakkında konuşmaya başladılar: Kimileri, “Bunlar
p
eygamberin sohbetinde bulunanlar olmalıdır” derken, kimileri, “Bunlar İslâm geldikten sonra doğu
p
, şirki tanımamış olanlardır” dediler. Daha başka
bir
çok görüş ileri sürenler oldu.
p
> <
p
>Onlar bu meseleyi tartışırken
p
eygamber aleyhisselâm çıkageldi.
p
> “Ne hakkında konuşuyorsunuz?” diye sordu. Hesa
p
sız-azabsız cennete gireceklerin kim oldukları hakkında konuşuyoruz, dediler. <
p
>Bunun üzerine Nebi sallallahu aleyhi ve sellem:
p
> “Onlar büyü ya
p
mayan, ya
p
tırmayan, uğursuzluğa inanmayan ve Rablerine güvenenlerdir” buyurdu. <
p
>Ukkâşe İbni Mihsan yerinden fırladı ve:
p
> Beni de onlardan kılması için Allah’a dua et (Yâ Resûlallah)! dedi. <
p
>
p
eygamber aleyhisselâm da:
p
> “Sen onlardansın!” buyurdu. Sonra
bir
başka kişi daha kalktı ve: Beni de onlardan kılması için dua buyur, dedi. <
p
>
p
eygamber aleyhisselâm bu defa:
p
> “Fırsatı değerlendirmekte Ukkâşe senden önce davrandı” buyurdu.
Buhârî, Tıb 1, Rikak 50, Libâs 18; Müslim, Îmân 374. Ayrıca bk. Tirmizî, Kıyâmet 16
14294
<
p
>Yine Abdullah İbni Abbas radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
p
> <
p
>“Allah bize yeter, o ne güzel vekildir” sözünü, ateşe atıldığında İbrahim aleyhisselâm söylemiştir. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de bu sözü “Müşrikler size karşı to
p
landılar, başınızın çaresine bakınız!” dediklerinde söylemiştir. Nitekim bu haber müslümanların imanını arttırmıştı ve onlar he
p
bir
likte “Allah bize yeter, o ne güzel vekildir” demişlerdi.
p
> <
p
>Buhârî’nin Abdullah İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan naklettiği
bir
başka rivayette Abdullah şöyle demiştir:
p
> <
p
>“Ateşe atıldığı zaman İbrahim aleyhisselâm’ın son sözü:
p
> <
p
>“Allah bana yeter, o ne güzel vekildir” demek olmuştur.
p
>
Buhârî, Tefsîrû sûre (3), 13
14295
<
p
>Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
p
> <
p
>“Cennete girecek
bir
kısım insanlar vardır ki, onların kal
p
leri kuş kalbi gibi (rakîk ve güven içinde)dir.”
p
>
Müslim, Cennet 27. Ayrıca bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, II, 331
14296
<
p
>Câ
bir
İbni Abdullah radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre o, Nebi sallallahu aleyhi ve sellem ile
bir
likte Necid taraflarında
bir
gazvede bulunmuştu. Dönüşte Resûlullah ile
bir
likteydi. Öğle vakti ağaçlık, çalılık
bir
vadiye geldiklerinde Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem orada mola vermiş, mücâhidler ağaçlar altında gölgelenmek üzere çevreye dağılmışlardı. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ise, semure denilen sık ya
p
raklı
bir
ağaç altında istirahate çekilmiş kılıcını da ağaca asmıştı.
p
> <
p
>(Câ
bir
dedi ki:)
bir
azcık (uyku) kestirmiştik ki, Resûlullah’ın bizi çağırdığını işittik ve hemen yanına koştuk.
bir
de baktık, Resûlullah’ın yanında (müşriklerden)
bir
bedevi, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
p
> “Ben uyurken bu bedevi kılıcımı almış, uyandığımda kılıç kınından sıyrılmış vaziyette bunun elindeydi. Bana: Seni benim elimden kim koruyu
p
kurtaracak? dedi. Ben de üç defa: <
p
>– “Allah” cevabını verdim.
p
> <
p
>(Câ
bir
diyor ki) Resûlullah adamı cezalandırmamıştı, yanında oturuyordu.
p
> <
p
>Buhârî, Cihâd 84, 87, Meğâzî 31, 32; Müslim, Fezâil 13, 14, Müsâfirîn 311
p
> <
p
>(Buhârî’deki)
bir
başka rivayette (bk. Meğâzî 31) Câ
bir
radıyallahu anh şöyle demiştir:
p
> <
p
>Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile
bir
likte zâtü’r-rikâ’ denilen gazvede bulunuyorduk. Gölgeli
bir
ağaç bulduğumuzda onu Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bırakmayı âdet edinmiştik. (Bu defa da öyle ya
p
tık.) Ancak müşriklerden
bir
adam gelerek Resûlullah’ın (ağaçta asılı olan) kılıcını alı
p
çekmiş ve:
p
> Benden korkuyor musun? diye seslenmiş. Nebi sallallahu aleyhi ve sellem: “Hayır” cevabını vermiş. Adam:
p
eki seni benim elimden kim kurtaracak? demiş. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de “Allah” buyurmuştur. <
p
>Ebû Bekir el-İsmâîlî’nin “Sahîh”inde yer alan
bir
rivâyette olayın bundan sonraki kısmı şöyle anlatılmaktadır:
p
> <
p
>Adam:
p
> Seni benim elimden kim kurtarır? dedi. <
p
>Nebi sallallahu aleyhi ve sellem:
p
> “Allah” cevabını verdi. Bunun üzerine adamın elinden kılıç düştü. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem kılıcı aldı ve:
p
eki şimdi seni benim elimden kim kurtaracak? buyurdu. Adam: İyi
bir
cezalandırıcı ol! dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah’tan başka ilâh olmadığını ve benim Allah’ın elçisi olduğumu kabul ve itiraf eder misin?” dedi. <
p
>Adam:
p
> Hayır, kabul etmem. Ancak seninle çar
p
ışmamaya, seninle savaşacak herhangi
bir
to
p
luluk içinde bulunmamaya söz veririm, dedi. <
p
>Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem adamı serbest bıraktı. O da arkadaşlarının yanına döndü ve onlara:
p
> En hayırlı kişinin yanından geliyorum, dedi.
Buhârî, Cihâd 84, 87, Meğâzî 31, 32; Müslim, Fezâil 13, 14, Müsâfirîn 311
14299
<
p
>Ebû Bekir es-Sıddîk, Abdullah İbni Osman İbni Âmir İbni Ömer İbni Kâ’b İbni Sa’d İbni Teym İbni Mürre İbni Kâ’b İbni Lüey İbni Galib el-Kureşî et-Teymî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre -ki Allah kendilerinden razı olsun, kendisi, babası ve annesi sahâbîdir- o şöyle demiştir:
p
> <
p
>(Hicret yolculuğunda) biz Resûlullah ile mağaradayken, te
p
emizde dolaşı
p
duran müşriklerin ayaklarını gördüm ve:
p
> Ey Allah’ın elçisi! Eğer şunlardan
bir
i eğili
p
aşağıya bakacak olsa mutlaka bizi görür, dedim. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: <
p
>“Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi sen ne zannediyor (ve haklarında neler düşünüyor)sun, Ebû Bekr?”
p
>
Buhârî, Tefsîru sûre (9), 9; Fezâilü’l-ashâb 2; Müslim, Fezâilüs-sahâbe 1
14302
<
p
>Enes radıyallahu anh şöyle dedi:
p
> <
p
>“Nebî sallallahu aleyhi ve sellem zamanında iki kardeş vardı. Bunlardan
bir
i (ilim öğrenmek için)
p
eygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e gelir, diğeri de (geçimlerini temin için) çalışırdı. (
bir
gün) çalışan kardeş, ötekini Nebi sallallahu aleyhi ve sellem’e şikâyet etti.
p
eygamber aleyhisselâm da:
p
> <
p
>“Belki de sen, onun yüzünden iş buluyor, rızıklandırılıyorsun” buyurdu.
p
>
Tirmizî, Zühd 33
İlk Sayfa
<
129
130
131
132
133
>
Son Sayfa