Arama Sonuçları al O

Hızlı Erişim Linki: https://www.hadisarabul.com/hadisbul/12726-al-O/4130

NoHadis MetniKaynak
14254

Ebû Abdurrahman Abdullah İbni Mes’ud radıyOlOr:green'>allahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem’in, gönderildiği kavim tarafından dövülüp yüzü kanatılan, bir taraftan yüzündeki kanı silen bir taraftan da “Ey OlOr:green'>allahım, hOlOr:green'>alkımı bağışla, çünkü Onlar bilmiyOrlar” diyen bir peygamberi anlatması hâlâ gözlerimin önündedir.

Buhârî Enbiyâ, 54. Ayrıca bk. Buhârî, Mürteddîn 5; Müslim, Cihâd 104; İbni Mâce, Fiten 23
14255

Ebû Saîd ve Ebû Hüreyre radıyOlOr:green'>allahu anhümâ’dan rivâyet edildiğine göre Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“YOrgunluk, sürekli hastOlOr:green'>alık, tasa, keder, sıkıntı ve gamdan, ayağına batan dikene varıncaya kadar müslümanın başına gelen her şeyi, OlOr:green'>allah, Onun hatOlOr:green'>alarını bağışlamaya vesile kılar.”

Buhârî, Merdâ1, 3; Müslim, Birr 49
14256

Abdullah İbni Mes’ûd radıyOlOr:green'>allahu anh şöyle dedi:

Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem’in huzûruna vardım. Kendisi sıtmaya yakOlOr:green'>alanmıştı.

Ey OlOr:green'>allah’ın Resûlü! Gerçekten şiddetli bir sıtma nöbetine tutulmuşsunuz,dedim. “Evet, sizden iki kişinin çekebileceği kadar ızdırab çekmekteyim”buyurdu. (HerhOlOr:green'>alde) bu iki kat sevap kazanmanız içindir, dedim.

“Evet, öyledir. OlOr:green'>allah, ayağına batan bir diken veya başına gelen daha büyük bir sıkıntıdan dOlayı müslümanın günahlarını bağışlar. O müslümanın günahları ağaç yaprakları gibi dökülür” buyurdu.

Buhârî, Merdâ 3, 13, 16; Müslim, Birr 45
14257

Ebû Hüreyre radıyOlOr:green'>allahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

OlOr:green'>allah, hayrını dilediği kişiyi sıkıntıya sOkar.”

Buhârî, Merdâ 1
14258

. Enes İbni Mâlik radıyOlOr:green'>allahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Başına bir musibet geldi diye hiç biriniz ölümü temenni etmesin. Mutlaka böyle bir şey temenni etmek zOrunda kOlOr:green'>alırsa: ‘OlOr:green'>allahım, benim için yaşamak hayırlı Olduğu sürece beni yaşat, hakkımda ölüm hayırlı Olduğu zaman da beni öldür’ desin.”

Buhârî, Merdâ 19; Daavât 30; Müslim, Zikir 10, 13. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Cenâiz 9; Nesâî, Cenâiz 1; İbni Mâce Zühd 31
14259

Ebû Abdullah Habbâb İbni Eret radıyOlOr:green'>allahu anh şöyle dedi:

Hırkasını başının OlOr:green'>altına yastık yapmış Kâbe’nin gölgesinde dinlenirken Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem’e (müşriklerden gördüğümüz işkencelerden) şikâyette bulunduk ve :

Bize yardım dilemeyecek, OlOr:green'>allah’a bizim için dua etmeyecek misiniz? dedik. Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem şöyle cevap verdi: “Önceki ümmetler içinde bir mü’min tutuklanır, kazılan bir çukura kOnulurdu. SOnra da bir testere ile başından aşağı ikiye biçilir, eti-kemiği demir tırmıklarla taranırdı. Fakat bütün bu yapılanlar Onu dininden döndüremezdi. Yemin ederim ki OlOr:green'>allah mutlaka bu dini hâkim kılacaktır. Öylesine ki, yOlOr:green'>alnız başına bir atlı, OlOr:green'>allah’tan ve sürüsüne kurt sOlOr:green'>aldırmasından başka hiç bir şeyden endişe etmeksizin San’a’dan Hadramut’a kadar emniyetle gidecektir. Ne var ki, siz sabırsızlanıyOrsunuz.”

Buhârî’nin bir başka rivayetinde ifade, “Peygamber OlOr:green'>aleyhisselâm hırkasına bürünmüştü. Bizler müşriklerden çOk işkence görüyOrduk” şeklindedir.

Buhârî, Menâkıb 25. Ayrıca bk. Buhârî, İkrâh 1, Menâkıbu’l-ensâr 29, Ebû Dâvûd, Cihâd 97
14260

Abdullah İbni Mes’ud radıyOlOr:green'>allahu anh şöyle dedi:

Huneyn Savaşı ganimetlerini taksim ederken Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem bazı kişilere diğerlerinden fazla hisse verdi. Akra’ İbni Hâbis’e yüz deve, Uyeyne İbni Hısn’a da bir O kadar verdi. Arapların ileri gelenlerine de O günkü taksimde biraz fazla pay verdi. Bunun üzerine bir kişi:

VOlOr:green'>allahi bu taksimde hakkâniyet yOktur, OlOr:green'>allah rızâsı da gözetilmemiştir! dedi.

Ben de:

OlOr:green'>allah’a yemin ederim ki bunu ben Resûlullah’a söyleyeceğim, dedim.Gittim, adamın söylediklerini anlattım.

Bunun üzerine, kızgınlığından Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem’in yüzü kıpkırmızı kesildi. SOnra şöyle cevap verdi:

OlOr:green'>allah ve Resûlü de adâlet etmezse, hiç kimse adâlet etmez.” Daha sOnra da şöyle buyurdu:

OlOr:green'>allah, Mûsâ’ya rahmet etsin. O bundan daha ağır bir ithama maruz kOlOr:green'>almıştı da sabretmişti.”

Ben (kendi kendime), “Bundan sOnra kimsenin sözünü Resûlullah’a iletmeyeceğim” diye karar verdim.

Buhârî, Edeb 53; Müslim, Zekât 145
14261

Enes İbni Mâlik radıyOlOr:green'>allahu anh’den rivâyet edildiğine göre Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

OlOr:green'>allah, iyiliğini dilediği kulunun cezasını dünyada verir. FenOlOr:green'>alığını dilediği kulunun cezasını da, kıyamet günü günahını yüklenip gelsin diye, dünyada vermez.”

Nebî sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem (yine) şöyle buyurmuştur:

“Mükâfâtın büyüklüğü, belânın şiddetine göredir. OlOr:green'>allah, sevdiği tOpluluğu belâya uğratır. Kim başına gelene rızâ gösterirse OlOr:green'>allah Ondan hOşnut Olur. Kim de rızâ göstermezse, OlOr:green'>allahın gazabına uğrar.”

Tirmizî, Zühd 57. Ayrıca bk. İbnî Mâce, Fiten 23
14262

Enes İbni Mâlik radıyOlOr:green'>allahu anh şöyle dedi:

Ebû TOlOr:green'>alha radıyOlOr:green'>allahu anh’ın hasta bir erkek çOcuğu vardı. Ebû TOlOr:green'>alha evde değilken çOcuk öldü. Eve döndüğü zaman:

Oğlumun durumu nedir?” diye sOrdu.

ÇOcuğun annesi Ümmü Süleym:

O şimdi eskisinden daha rahat, dedi. Akşam yemeğini hazırlayıp getirdi.Ebû TOlOr:green'>alha yemeğini yedi sOnra da hanımıyla yattı. Daha sOnra hanımı Ona “ÇOcuğu defnediniz” dedi.

Ebû TOlOr:green'>alha sabahleyin Peygamber sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem’e gitti ve Olup biteni anlattı. Peygamber sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem:

“Bu gece ilişkide bulundunuz mu?” diye sOrdu.

Ebû TOlOr:green'>alha:

Evet, dedi. Peygamber sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem: “OlOr:green'>allahım, bu ikisine mübârek kıl” diye dua etti.

(Zamanı gelince) Ümmü Süleym bir erkek çOcuk dOğurdu. Ebû TOlOr:green'>alha bana:

“ÇOcuğu OlOr:green'>al, Peygamber’e götür” dedi. Ümmü Süleym de bir miktar hurmaverdi, Peygamber sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem: “ÇOcuğun yanında herhangi bir şey var mı?” diye sOrdu. Ben: Evet, bir kaç hurma var, dedim. Peygamber sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem hurmOlOr:green'>aları ağzına OlOr:green'>alıp çiğnedi. SOnra çıkarıp çOcuğun ağzına kOydu ve damağını hafifçe Oğdu, adını da Abdullah kOydu.

Buhâri, Cenâiz 42, Akîka 1; Müslim, Edeb 23; Fezâilü’s-sahâbe 107

Buhârî’nin bir rivayetine göre Süfyân İbni Uyeyne; “Ensardan bir kişi (İbâye İbni Rifa’a) Abdullah’ın dOkuz çOcuğunu gördüğünü, hepsinin de Kur’an’ı Okuyan ve mânasını anlayan kimseler Olduğunu söylemiştir.” Buhâri, Cenâiz 42 Müslim’in rivâyetinde ise, Olay şöyle anlatılmaktadır:

Ebû TOlOr:green'>alha’nın, Ümmü Süleym’den Olma bir Oğlu vefat etti. Ümmü Süleym, ev hOlOr:green'>alkına:

Ebû TOlOr:green'>alha’ya ben haber vermedikce, Oğlu hakkında hiç biriniz bir şey söylemeyiniz! diye tenbihledi. SOnra Ebû TOlOr:green'>alha eve geldi. Ümmü Süleym akşam yemeğini getirdi. Ebû TOlOr:green'>alha yemeğini yedi. Yemekten sOnra Ümmü Süleym, eskiden Olduğundan daha güzel süslendi. O da hanımıyla yattı. Ebû TOlOr:green'>alha’nın karnı dOyup tatmin Olduğunu görünce Ümmü Süleym Ona: Ey Ebû TOlOr:green'>alha, bir millet, bir aileye emânet bir şey verseler de, sOnra emânetlerini isteseler, iade etmeyebilirler mi, ne dersin? dedi.

Ebû TOlOr:green'>alha:

Hayır, (vermemezlik edemezler) dedi.

Ümmü Süleym:

O hOlOr:green'>alde Oğlunu geri OlOr:green'>alınmış böyle bir emânet bil, dedi.

Ebû TOlOr:green'>alha kızdı ve:

Mademki öyle, niçin hiç bir şey Olmamış gibi davrandın? Şimdi de tutmuş,Oğlumun durumunu bana haber veriyOrsun, öyle mi? dedi. DerhOlOr:green'>al kOlOr:green'>alkıp Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem’e gitti ve Olanı biteni Olduğu gibi haber verdi. Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem: “Geçen gecenizi OlOr:green'>allah hakkınızda bereketli kılsın” buyurdu.

Ümmü Süleym hâmile kOlOr:green'>aldı.

Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem bir sefere çıkmıştı. Ümmü Süleym de bu sefere iştirak etmişti. Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem seferden döndüğünde Medine’ye gece girmezdi. Medine’ye yaklaştıklarında Ümmü Süleym’i dOğum sancıları tuttu. Bu sebeple Ebû TOlOr:green'>alha Onun yanında kOlOr:green'>aldı, Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem yOluna devam etti. Ebû TOlOr:green'>alha şöyle demeye başladı:

Rabbim! Sen çOk iyi bilirsin ki ben, Resûlün ile beraber Medine’den çıkmaktan, Onunla beraber Medine’ye girmekten sOn derece memnun Olurum. Fakat bu defa bildiğin sebepten takılıp kOlOr:green'>aldım.

Bunun üzerine Ümmü Süleym:

Ebû TOlOr:green'>alha! Şimdi artık sancım kOlOr:green'>almadı. Sen git, dedi.

(Enes diyOr ki) Biz yOlumuza devam ettik. Medine’ye geldiklerinde Ümmü Süleym’i yine dOğum sancısı tuttu ve bir erkek çOcuk dOğurdu. Annem (Ümmü Süleym) bana:

Enes, bu çOcuğu sen sabahleyin Resûlullah’a götürmeden kimse emzirmesin, dedi. Sabahleyin ben çOcuğu OlOr:green'>alıp Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem’e götürdüm. Resûlullah’ın elinde bir dağlama âleti vardı. Beni görünce: HerhOlOr:green'>alde Ümmü Süleym dOğum yaptı, buyurdular. Evet, dedim. Hemen elindeki dağlama âletini bıraktı. Ben de çOcuğu kucağına verdim. Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem, Medine’ye has acve hurmasından bir tane istedi. Onu ağzında iyice çiğnedi, sOnra da çOcuğun ağzına çOlOr:green'>aldı. ÇOcuk yOlOr:green'>alanmaya başladı. Bunun üzerine Resûlullah sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem:

“Medinelilerin hurma sevgisine bakın!” buyurdu. ÇOcuğun yüzünü Okşadı ve Ona Abdullah adını verdi.

Buhâri, Cenâiz 42, Akîka 1; Müslim, Edeb 23; Fezâilü’s-sahâbe 107
14263

Ebû Hüreyre radıyOlOr:green'>allahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sOlOr:green'>allOlOr:green'>allahu OlOr:green'>aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

“Gerçek babayiğit, güreşte rakîbini yenen değil, öfkelendiği zaman nefsine hâkim Olan kimsedir.”

Buhârî, Edeb 102; Müslim, Birr 106-108